Hepimiz Zenginiz
Eşyalarımızla Gerçek Zenginliği Kazanabiliriz
Yazara ulaşmak için
kalem@hepimizzenginiz.com
Ubuntu Condensed
Ubuntu
Georgia
Arial
A-
A+
A

Bismillahirrahmanirrahim

www.hepimizzenginiz.com © 2012 Her hakkı saklıdır.
Site içeriği kısmen de olsa izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz..
web tasarım ve programlama deSen

PARANTEZ İÇİ: Tesettür Neden Bozuluyor?

Bir süredir herkes, tesettürün ne kadar bozulduğuyla ilgili gözlem ve fikirlerini çeşitli ortamlarda paylaşıyor. Özellikle son onbeş-yirmi yıldır, “tesettür kıyafeti” üretip pazarlayan firmaların sayılarının artmasıyla paralel giden bu bozulma, zaten gözden kaçacak gibi değil. Böyle bir alanda, rekabetin “daha tesettürlü tesettür kıyafetleri” üretilmesini sağlaması beklenirken, bir de bakıyoruz ki tam aksi oluyor. Tesettür neden bozuluyor?  

1. Planlı bir şey mi? 

Kapitalist sistemin arz-talep prensibi çerçevesinde işlediği söylenir. İddiaya göre ne talep edilirse, market onu sunmaktadır. Yani teoride güç, tüketicidedir. Ama gerçekte pek de öyle değil. Talepler reklamlarla ve başka yollarla şekillendirilmiyor mu? İnsanlar tam istediklerini arayıp bulma zahmetine girmektense, ne bulurlarsa onu tüketmiyorlar mı? Bir başka deyişle, çok satılanlar, en kolay, çabuk ve rahat ulaşılan ve aynı zamanda en çok reklamı yapılanlar değil mi? Hal böyleyken konu tesettür kıyafetinin bozulmasına gelince, “birilerinin bazı planları mı var?” sorusu aklımıza ister istemez geliyor.   

Yıllar içerisindeki başörtüsü reklamlarına dikkatlice bakınca ne görüyoruz? Önce güzelce örtülmüş renkli bir başörtüleri var, ardından saç biraz görünüyor, sonra biraz daha görünüyor, sonra boyun açılıyor, sonra örtü baştan omuza düşüyor ve bir de bakıyoruz ki başörtüsü çıplak bir hanımın üzerinde bir aksesuara dönüşmüş.

2. Toplum baskısı 

İlk bölümde, eşya ile insanın sınırlarının karıştığı bir toplumda yaşadığımızı söylemiştik. Böyle bir toplumda bazı davranışlar yaygın olarak görülüyordu; örneğin: 

İnsanlar dış görünüşlerine göre, anlık olarak değerlendirilip etiketleniyordu. 

Kendileriyle ilgili mesajları, kıyafetleri ve yanlarında taşıdıkları diğer eşyalarla veriyorlardı. 

Fiziksel güzellik ve onu sergilemek önemliydi. 

Kabul etmek gerekir ki, eşyanın ne olduğunu layıkıyla anlamaya çabalamadıkları için, dindar insanlar da en az diğerleri kadar toplum baskısına boyun eğiyorlar bu konularda. Giydikleri bele oturan pardösülerle bir değer kazanmak istiyor, “bakın benim ince bir belim var, ben bu toplumda kıymetli sayılan o fit vücuda sahibim” diye ilan ediyorlar. Veya kendileriyle ilgili anlatmak istedikleri başka şeyler oluyor:

 

“ben okumamış değilim, üniversiteliyim, entelektüelim!” diyorlar.

 

 

“ben alt ekonomik sınıftan değilim, varlıklıyım!” diyorlar.

 

 

“ben köylü değilim, kentliyim” diyorlar.

 

 

“benim devletle bir derdim yok, ılımlıyım (beni tutuklamayın!)” diyorlar. 

 

       

“ben sadece “çarşaflı / türbanlı” olarak tanımlayacağınız kimliksiz biri değilim, bireyim, farklıyım!” diyorlar. 

 

 

“ben yaşlı veya çirkin değilim, genç ve güzelim!” diyorlar. 

 

 

Belki bozulan tesettürde, 

eşyayla insanın sınırlarını ayıramayıp, etrafındakileri kıyafetleriyle değerlendirenlerimizin, 

gösterişsiz örtünmüş herkesi köy kökenli, radikal, eğitimsiz veya hoşgörüsüz zannedenlerimizin, 

sadece yaşlıların süslenmeden örtüneceğini düşünenlerimizin, 

evleneceği kadında aradığı şeyi sokakta gördüğünde “ne havalı, ne güzel!” dedirtmesi olarak belirleyenlerimizin de bir payı vardır!