Hepimiz Zenginiz
Eşyalarımızla Gerçek Zenginliği Kazanabiliriz
Yazara ulaşmak için
kalem@hepimizzenginiz.com
Ubuntu Condensed
Ubuntu
Georgia
Arial
A-
A+
A

Bismillahirrahmanirrahim

www.hepimizzenginiz.com © 2012 Her hakkı saklıdır.
Site içeriği kısmen de olsa izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz..
web tasarım ve programlama deSen

Genel Yaklaşımımızı Belirlemek: İki Helal Yol

Biliyoruz ki İslam, helallik sınırları içerisinde daima çeşitliliğe ve esnekliğe olumlu bakıyor. Kişinin durumunu, içinde yaşadığı toplumun kültürünü, ülkenin coğrafi özelliklerini ve benzeri şartları dikkate alıp bunları denkleme dahil ediyor. Eşya edinmekle ilgili sınırları çizerken de baskıcı-tek tipçi bir anlayışla yaklaşmıyor. Bu konuda iki ana anlayış var, ikisi de helal. Biz de bu başlığın bundan sonraki bölümlerini bu iki helal anlayış için, iki yönden inceleyeceğiz.
Bu yolları anlatmak için şöyle bir örnek verelim:

DİYELİM Kİ YENİ BİR İŞE BAŞLADIK. İŞ YERİ SAHİBİ BİZE DEDİ Kİ: ŞU DOLAPLARI AÇMAYIN. BU DOLAPLARIN İÇİNDEKİLER HARİÇ, HER ŞEYDEN İSTEDİĞİNİZİ ALIN, İSTEDİĞİNİZ KADAR ALIN, VAZİFENİZİ YERİNE GETİRMEKTE KULLANIN. AMA İŞİN TAMAMLANMA VAKTİ GELDİĞİNDE, ALDIĞINIZ HER BİR EŞYANIN TEK TEK HESABINI SORACAĞIM.

Buradaki yasak dolaplar haram, gerisi meşru edinimlerdir. Bu durumdaki bir kişi şunlardan birini seçebilir:
•    “Ben bunların hepsinin hesabını bir bir vereceksem, mümkün olan en az eşyayı alayım ki hesabım kolay olsun. Hem olur da aldıklarımı kullanırken işyeri sahibinin istemediği bir şeyi yaparım, sorumluluklarımı yerine getiremem… Ben cahilim, zayıfım, hata yapmaya müsaidim. Bunun riskinden de kaçınmış olurum.” diye düşünerek en az eşyayı alır. Bu zahittir.
•    “Bu imkanlar bana sunulmuş, ben bunları bana verilmiş sınırlar içerisinde güzelce kullanacağım, hatta bunları kullanarak vazifemi daha iyi yerine getireceğim. Belki sunulanları alarak bir nevi teşekkür de etmiş olurum.” der ve uygun bulduğu her şeyi alır. Bu da müsaadeleri kullanandır.

Bunların hangisi üstündür? Kim bilebilir Allah’tan başka… Siz hangi yolu seçtiniz veya seçeceksiniz? İşimizi kolaylaştırmak için her iki yol üzerinde biraz daha düşünebiliriz.

ZAHİT DER Kİ:
•    “Her kişi tüm eşyalarından hesaba çekilecek. Hesap gününde hesap vermesi kısa süren müminler cennete girecekler, hesap verilecek malı mülkü çok olanlar hala hesap vermek için bekliyor olacak. O şiddetli günde kim beklemek ister? Kim şunun şunun hesabını nasıl vereceğim diye terlemek ister?”
Fakirler, Cennet’e zenginlerden beş yüz yıl önce girerler.
Cennet’in kapısında durdum. Oraya girenlerin çoğu yoksullardı. Zenginler, hesapları görülmek için alıkonulmuştu. Fakat onlardan Cehennem’lik olanların Cehennem’e girmelerine emir verilmiştir.
•    “Peygamber Efendimiz (sav) de çok az eşyaya sahipti. Ben onun sünnetini mana olarak da şekil olarak yaşamak istiyorum. Eşya edinmekteki sınırımı buna göre belirliyorum.”
•    “Eşya sorumluluk demek. Bana emanet edilenlerle ilgili duygularım, düşüncelerim ve davranışlarım Rabbimin hoşlanacağı gibi olmazsa! Bunun korkusuyla bu geçici faydalanmaları bir kenara bırakıyorum.”

ZAHİTLİK KOLAY BİR ŞEY Mİ?
"Allah’ım Ateşe müeddi olacak fitneden, Cehennem azabından, zenginlik ve fakirliğin şerrinden Sana sığınırım.”
Züht günaha düşme riskinden kaçanların yolu… Ama o da kendi içinde riskler barındırıyor. Bir insan bu yolu tercih ederse ne gibi risklerle, zorluklarla karşılaşacak, bunları belirlemeye çalışalım:
"Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) efendimiz buyurdular ki: "Dünyada zâhidlik, helâl olanı haram etmek veya malı zivân etmekle olmaz. Gerçek zâhidlik, AIIah'ın elinde olana, kendi elinde olandan daha çok güvenmen ve bir müsibete düştüğün zaman getireceği sevabı sebebiyle, onun devamına rağbet göstermendir."
Tirmizi, Zühd 29, (2341); İbnu Mâce, Zühd 1, (4100).

•    Nefsinin hakkına girmek: Kişi zühtte aşırı giderse, yani dinimizin ortaya koyduğu ihtiyaç anlayışına göre, asgari sınırda eşyaya sahip olmazsa, nefsinin hakkına girebilir. Hasta olabilir, sağlığını kaybedebilir, üstüne üstlük ibadetlerini yapamaz hale gelme gelebilir.  
En zoru nefsin hakkını vermektir.
Hz. Ali (ra)
Hristiyan din adamlarıyla ilgili ayet
•    Potansiyeli kullanmamak:
“Yedi şey gelip çatmazdan evvel çalışmağa bakın. Yoksa siz insana kendini unutturan fakirliği mi yahut isyan ettiren zenginliğimi veya vücudu harap eden bir hastalık mı veya aklı gideren ihtiyarlığı mı veya alıp götüren ölümü mü veya fenalığı görülmeyen Deccal’ı mı yahut da acıklı ve acı olan Kıyamet gününü mü…(neyi) bekliyorsunuz?”
Diyelim ki evde mutfak sorumluluğu size ait. Ramazan ayındayız. İftar yapıldı. Teravih vakti geldi. Siz imkanınız olduğu halde evinize bulaşık makinesi almamışsınız. Herkes namaza gitti, siz bulaşık yıkıyorsunuz. Vaktinizi israf etmediniz mi? Bilgisayar almadınız. Oysaki bilgisayar kullanarak başka türlü ulaşamayacağınız bilgilere ulaşabilirdiniz. Kendi potansiyelinizi israf etmediniz mi?
•    Ucub, yani yaptığı ibadetten dolayı kibre kapılma:  Bir düşünsenize; etrafınızdaki herkes kapitalist girdaplara kapılmış giderken siz Asr-ı Saadet’teki gibi yaşamaya çalışıyorsunuz. Çok az eşyanız var. İnsanlardan bir kısmı sizin hakkınızda bu iradeli ve ilkeli tavrınızı överek konuşuyor. Kendinizden elbette ki hoşnut olabilirsiniz. Ama bu tehlikeli sınırda, olur da birden içinizde karşınızdakini hor görme duygusu oluşursa!
•    Sabredememek: Mesela eve çok yorgun geldiniz. Yumuşak bir yatağa uzanıp dinlenmek istediniz. Ama evde böyle bir şey yok. Yerdeki sert şiltenize uzandınız, bir türlü rahat edemediniz. Ya “of!” derseniz!
•    Aile bireylerinin hakkına girmek: Evin geçimi dinen erkeğin üzerinde olduğu için bu örneği zahit bir adamdan verebiliriz. Diyelim bu adamın hanımı sürekli huzursuzluğunu belli ediyor, “neden helal olduğu halde evimize şu eşyayı almıyoruz, rahat etmek benim hakkım değil mi!” diyor. Bir kadının kocası üzerindeki hakkı onun temel ihtiyaçlarını o yörede meşru görünen ortalamada karşılamaktır. Ayrıca en sevaplı sadaka, kişinin ailesine harcadığıdır. Demek ki istediği bu hanımın hakkıdır. Zahit görevini yapmamış ve eşinin hakkına girmiş olmadı mı?

MÜSAADELERİ KULLANAN KİŞİ DER Kİ:
•    “Allah’ın helalleri helal, haramları haramdır. Onun helal kıldığını ben kendime yasaklamak istemem. Allah bu dünyadaki şeyleri benim için yaratmıştır. Ben benim faydam için yaratılmış olan şeyleri alıp kullanmazsam, onları israf etmiş olurum.”
•    “Edindiğim eşyaları yapabildiğim kadar sevaplı işlevleri için kullanacağım. Onlarla ibadetlerimi daha güzel yapacağım, kendime ve insanlara fayda sağlayacağım, cihat edeceğim…”
“Muhakkak Allahu Teala müttaki, zengin, işiyle gücüyle, ibadetiyle meşgul kulunu sever.”
•    “Eşyalarımla ilgili sorumluluklarımı biliyorum ve yerine getireceğim.”
 
MÜSAADELERİ KULLANMAK KOLAY BİR ŞEY Mİ?
Müsaadeleri kullanmanın en büyük riski, zahitlerin kaçındığı şeydir: sorumlulukları yerine getirememe. Dikkat edilmesi gereken o kadar çok nokta var ki, bu kadar cesur olmamız, ben bunların hepsine dikkat ederim diyebilmemiz şaşırtıcı aslında. Eşya sayısı arttıkça, onlarla ilgili sorumlulukları yerine getirmek de o kadar zorlaşıyor. Her biri için, onun Allah’tan bir emanet olduğunu, fani olduğunu bilmek, onu doğru iş için kullanmak, verimli kullanmak, israf etmemek, ondan dolayı kibre kapılmamak, şükretmek, helal yoldan almak, helal yerden almak…

Bir de; unutmamak gerekir ki, bu iki yoldan hangisini tercih edersek edelim eşya ile ilgili sorumluluklarımızın hepsi hala geçerli!

Hz. Muaviye (ra) bir gün Ebu Haşim İbnu Utbe'ye uğradı. Maksadı geçmiş olsun ziyaretinde bulunmaktı, çünkü Ebu Haşim hastaydı. Yanma varınca ağlar buldu. "Ey dayıcığım niye ağlıyorsun? Dayanamadığın bir ağrı veya dünyaya karşı bir hırs mı seni böyle ağlatıyor?" diye sordu. Ebu Vail: "Hayır, asla bu sebeplerle ağlamıyorum. Ne var ki, Resulullah (sav) bizden bir söz almıştı, onu tutamadım (bu sebeple ağlıyorum)" dedi. Hz. Muaviye: "Neydi o?" diye sordu. "Ben," dedi, "Resulullah (sav)'ı şöyle söylerken dinlemiştim: "Sizden birine, dünyalık olarak bir hizmetçi ve Allah yolunda cihadda kullanacağı bir binek edinecek kadar mal toplaması yeterlidir." Halbuki bugün ben kendimi bundan daha çok mal toplamış görüyorum."
Tirmizi, Zühd 19, (2328); Nesai, Zinet 119, (8, 218-219); İbnu Mace, Zühd 1, (4103)