Hepimiz Zenginiz
Eşyalarımızla Gerçek Zenginliği Kazanabiliriz
Yazara ulaşmak için
kalem@hepimizzenginiz.com
Ubuntu Condensed
Ubuntu
Georgia
Arial
A-
A+
A

Bismillahirrahmanirrahim

www.hepimizzenginiz.com © 2012 Her hakkı saklıdır.
Site içeriği kısmen de olsa izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz..
web tasarım ve programlama deSen

İyi Durumunu Ve Zararsızlığını Algılanabilir Tüm Özellikleriyle Yansıtmak

İYİ DURUMUNU VE ZARARSIZLIĞINI ALGILANABİLİR TÜM ÖZELLİKLERİYLE YANSITMAK, öyle ki İNSANIN BU HALLERDEN DOLAYI O ŞEYDEN MUTMAİN VE HOŞNUT OLSUN

Bir yemek düşünelim. Ne yemeği olsun? Mesela yumurta…
c-    Çok doyurucu ve besleyicidir. Yani fıtratını gerçekleştirir.
d-    Sonra bu yumurta fıtratını gerçekleştirecek yeterlilikte olsun. Şimdi elimizde taze bir yumurtadan yapılmış bir yemek var.  
e-    Zararsız olsun. İçinde sağlığa zarar verecek bir baharat da bulunmasın.

Buraya kadar, tayiplik şartları gerçekleşti. Ama burada bitmedi. Bu yemek aynı zamanda kokusu, lezzeti, görünüşü ile bu iyilik ve zararsızlık halini yansıtmalı. Yani sadece iyi olan değil, iyi olduğunu her şekilde haykıran bir yemek olmalı…. Biz de bu algıladıklarımızdan hoşnutluk duymalıyız. İştahımız açılmalı, bu yemekten iğrenmemeliyiz.

Evet, bir şeyin tayyip olması için sadece iyi olması yeterli olmaz. Bize özelliklerini anlatmak zorundadır ta ki biz ondan hoşnut olalım.

Buradaki hassas nokta yalancılara dikkat etmek gereği… Zira her memnuniyet veren tayyip sayılmaz. İyiyim hoşum der ama öyle olmaz. Yumuşak şekerler var, ayıcık şeklinde. Bunların kokusu, rengi, lezzeti hoşumuza gidiyor. Ama aslında tayyip değiller. Neden böyle? Çünkü diğer şartı sağlamıyorlar. O yüzden asla ve asla yukarıdaki işi şartı kontrol etmeden, sadece hoşumuza gidip gitmemesine bakarak bir şey satın almamamız gerekir. İnsanda güzel duygular uyandırması, tayipliğin olmazsa olmaz şartıdır. Ama tek başına yeterli değildir. Bizde güzel duygular uyandıranlar arasından, muhakkak diğer iki şartı da sağlayanları tercih etmemiz gerekir, Tayyib bir şey edinmek istiyorsak.
 
Bu özelliği ölçerken dikkat etmemiz gereken bir husus da hoşnutluğumuzun dayanaklarıdır. Çünkü günde 150.000 civarında reklamsal mesaja maruz kalan bizler, kendi hoşnutluğumuz ile bize dayatılanlar arasında ayrım yapamayabiliriz.  Bir gün beğendiğimiz, hoşumuza giden, “bu güzelmiş, hoşmuş” dediğimiz şey, yarın bize nahoş gelebilir. En basit örneği kadın ayakkabılarında görebiliriz. Dün bunu giyiyorduk beğene beğene, bugün bunu giyiyoruz, yine beğene beğene… Moda denen şey, bize bir sene babet ayakkabıları, ardından sivri burun topuklu ayakkabıları güzel gösteriyor. Peki öğretilenlerden bağımsız olarak, bir şeyin bize hoşnutluk verip vermediğini nasıl ölçeceğiz? Buna standart getirecek bir ölçü var mı? Bunları her bir algı şeklimiz için ayrı ayrı inceleyelim.
--BEDEN: Ergonomi; Kullanım esnasındaki hislerimiz: Bir eşyanın bizde hoşnutluk oluşturacağı başlıca şey, onu kullanırkenki hislerimizdir. Bir şey tayipse eğer, muhakkak ki kullanımı rahattır. Kullanırken bize eza vermez, içimizde kötü duygular oluşturmaz. Tayyip olmayan bir sandalyede oturmak bizi hoşnut etmeyecektir. Öyleyse ilk hoşnutluk ölçüsü fiziksel olarak, maddeten rahat olmamızdır.

“Zaruret olmadıkça sakın sizden biriniz tek ayakkabı ile gezmesin .İkisini de giysin veyahud ikisinide çıkarsın.”
1680    Ebu Hureyre (ra)    Buhari, Müslim

Rahatlığın yanı sıra eşya bedenimizde bir dengesizliğe sebep olmamalıdır.
   

Bu noktada görünüşe aldanmamak gerektiğini açıkça iddia edelim. Örnek olarak da ünlü bir tasarımcı olan Rietveld’in eseri, zig zag sandalyeyi verelim. ilk kullanıcılarında garip bir güvensizlik hissi oluşturmuştu. İnsanlar bu sandalyeye oturduklarında düşeceklerini düşünüyorlardı. Oysa ki zig zag, en az bildiğimiz dört ayaklı sandalyeler kadar sağlamdı. Bunu tecrübe ettiğimizde, artık bu eşyanın tayipliğiyle ilgili şüphelerimiz aza inmişti. Ve ardından aynı konsepti kullanan pek çok sandalye üretildi. Rahatlık konusunda önyargılarımıza değil, tecrübelerimize başvuralım. Kullanım esnasındaki rahatlık, bizim için en önemli ipucudur. O yüzden eşyalarımızı muhakkak deneyerek almalıyız.

--GÖZ: Görünüş:
1.    Güzellik: İnsanda güzel duygular uyandırmak da tayipliğin şartlarından biriydi. Öyleyse tayyip eşya öncelikle görünüşüyle hoşumuza gitmeli, bize güzel görünmeli. Bunu şu hadis-i şeriften de anlarız: “Allah Güzeldir, güzelliği sever”. Böyle iken, çirkin görünen, güzel olmayan bir eşyanın tayyip sayılamayacağı açıktır.
 

 
 
İSLAMDA ESTETİK: GÜZELLİK NEDİR SORUSUNUN CEVABI
"…Bizden kendilerine güzellik geçmiş bulunanlar…" (Enbiya Suresi, 101)

Konu başlığı tahmin ediyorum ki, hattı, tezhibi, ebruyu, çinileri, kubbeli camileri aklınıza getirdi. Korkmayın, yalnız değilsiniz. Pek çok insan, hatta akademisyenler, İslam’ın güzellik anlayışı deyince bize bir Arap, Türk veya bazen Kuzey Afrika kültürü sunuyorlar. Bu yaklaşım bazı ufak ipuçları verebilir. Zira İslam’ı iyi anlamış bir insanın her işi, İslam’ı yansıtır. Ancak bu İslam’da estetiğin nasıl tanımlandığından ziyade, çeşitli müslüman halkların estetik anlayışını ortaya koymaya yarar. Oysa güzelliğin hakikatini anlamamız için bize İslam’ın ana kaynaklarında tespit edilmiş, objektif bilgiler gerekiyor.  

Antik Yunan’dan, post-modern ekollere kadar, estetik üzerine yapılan çalışmaların hepsi, merkeze bizi, insanları almış, gördüğümüz şeyin içimizde oluşturduğu hisleri, güzelliğin belirleyicisi saymıştır. Yani güzelliği bir manada subjektif olarak nitelendirmiştir. Oysa gerçek biraz daha farklıdır.

Biz insanı, en güzel şekilde yarattık.
Tin 4
O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı.
Secde 7
Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı…
Teğabun 3

Allah güzeldir ve bize kendini güzellikleriyle, güzel isimleriyle bildirir. Hem sadece kendisi değil, yarattıkları da güzeldir. Öyleyse güzelliğin çıkış noktası bellidir. Allah’tandır şafak vakti gökyüzündeki pembeliğin içimizi ısıtan hoşluğu, insan yüzünün aşkı dürtükleyip duran detayları, küçücük çiçeklerin zarafetleri, partiküllerden galaksilere kadar tüm mahlukların, marifet sahibi gözlere ayan olan güzellikleri...

İşin ilginç yanı, bu güzel tanımı hiç umulmadık şeyleri de içine alabilir. Bir tarafta bir gül, diğer tarafta bir sürüngen varsa, hangisi güzeldir? İkisi de Allah’ın yaratıklarıdır, öyleyse ikisi de güzeldir!

 

 

doğadaki her şey, bize güzeli anlatabilir. Yani doğanın nasıl olduğunu öğrendiğimizde, güzelliğin kurallarını da öğrenmiş oluruz. kurallarını diyoruz, çünkü doğanın güzelliği birebir taklit edilemez bir güzelliktir.  Elimize bir kırmızı gül alalım. Onun kokusu, dokunduğumuzda bizde uyandırdığı his, narinliği, ondaki can bize güzel gelir. Taklidinde ise bunları bulamayız. Yani aslında tek bir çiçeği bile layıkıyla taklit edemeyiz. Doğanın her taklidi kötü bir taklittir. Bizim Rabbimizin yaratmasına benzer bir şekilde eşya oluşturmamız imkansızdır. Bu noktada Müslüman sanatçılar daima acizliklerini kabul etmişlerdir. Minyatür ve tezhibin buradandoğduğu söylenir. Bu sanatlar, Allah’ın yarattığı güzelliklere işaret etmek, onu hatırlatmak için vardır, onlardaki güzelliğe benzer güzellikler oluşturmak için değil. Birer sembol olarak, insana mahlukattaki güzelliği hatırlatmak için dururlar.

 

Estetik yerine yakışandır.
Dolayısıyla ne haddimiz ne de kabiliyetimiz dahilinde olmadığından, doğanın başarısız taklitlerini oluşturmakla bir güzellik anlayışı ortaya koymayız. Yüzeysel bir taklit.
Doğadan direkt olarak ilham alan tasarımlardan bahsetmiyorsak amacımız nedir?  
Bizim burada ulaşmaya çalıştığımız şey, doğayı zahiri bir taklit yerine, onun estetiğini kavrayarak objektif bir güzellik tanımı ve standardını İslami bilgiler içerisinde bulmaktır. Şimdi doğanın estetiği hakkında düşünelim. Yaratılmıştaki ortak özellikler nelerdir?  
Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. "Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru" derler.
Ali İmran 191
•    Doğada hiçbir şey lüzumsuz değildir. Her yaratılmışın, o yaratılmışların her bir özelliğinin bir manası, işlevi ve gereği vardır. Sadece süs olsun diye var edilmemiştir. Güzellik, işlevselliğin bir sonucudur. Kırmızı bir gül, sadece bizim gözümüzü okşamak için o renk değildir. O arıların ve çiçeklerin çoğalmasına yardımcı olan diğer böceklerin çiçekleri tanımaları için bir işarettir. Ve kimbilir başka nice hikmetli işlevleri vardır.  http://findarticles.com/p/articles/mi_m1511/is_n9_v17/ai_18577876 http://www.raci.org.au/chemaust/docs/pdf/2004/CiA%20March2004p4.pdf
 
Kuğunun uzun boynu, onun yeme alışkanlıklarıyla ilgilidir.
 

Zira Allah her şeyi hak ve hikmete uygun yaratmıştır. Öyleyse, sadece güzellik katmak için eklenen şeyler, birer fazlalıktır. Çünkü güzelliğin objektif kanunu bize, güzelin kendi verimine katkıda bulunmayan detaylar taşımadığını ve bu manada sade olduğudur. Bu çok önemli bir nokta çünkü bize bugünkünün tam aksi bir anlayış sunuyor!
İslam sanatlarında bile süs daima ayrı bir şey olarak görülmüş, asla işlevsel bir kimlik kazanamamıştır. Önce eşya yapılmış, ardından süslenmiştir. Süs eşyanın üzerinde bir kılıf gibidir adeta. Onun bir parçası değildir.
Kapitalist kültürde güzellik, bunun da ötesine geçerek eşyanın boş bir işlevine dönüşmüştür. Yani eşyanın sadece dışı, yüzeyi değil, bütünüyle şekli ve yapısı da  “güzellik oluşturma” merkezinde ele alınmıştır. Sadece güzel olsun diye, eşyanın şekli değiştirilmiştir. Hatta bu değişiklik çoğu zaman asıl işlevini engelleyecek şekilde baskın olmuştur.
hakikatte, objektif ve evrensel güzellik anlayışına göre tam tersi!
Faydasız ilimden Sana sığınırım.
Onlar ki faydasız işlerden yüz çevirirler.
Burada karşımıza iki konu çıkıyor:
Peki eğer bir eşya sadece işlevinin gerektirdiği detaylara sahip olacaksa, bu kuru bir sadelik olmuyor mu? Hele de kaynak olarak aldığımız doğa, bu kadar renkli, canlı ve çeşitliyken. Eşyanın işlevi, sadece yaptığı işle sınırlı değildir demiştik. O kullanıcısını, kullanıldığı ortamı da içeren bir fıtrata sahiptir. Dolayısıyla işlevler çok sayıdadır. Çeşitlilik bu işlevlerin nasıl sağlanacağından ortaya çıkar. Güzellikle ilgili diğer kuralları da bunları yorumlarken yerine getiririz. Hemen bir örnek verelim. Seccade üzerinde namaz kıldığımız şeydir. Onun temel fıtratı bizim için secde ettiğimizde vücudumuzun sığacağı kadar bir alanı temiz tutmaktır.  Öyleyse şu temelle başlıyoruz:
 
Seccadenin fıtratında başka neler var? Bizim alt kısmına ayaklarımızı, orta kısmına dizlerimizi ve üst kısmına ellerimizi, alın ve burnumuzu koymamız da onun fıtratıdır. Ayaklarımızla yüzümüzü aynı yere koymamak için üst ve alt kısımları birbirinden ayırmak isteriz. Bir de ayaklarımız çok temiz olmayabilir diye alt kısmın daha çok kirleneceğini ve daha çok yıpranacağını var sayabiliriz. Bu durumda alt kısma çıkıp yıkanabilir bir parça eklemek akıllıca olur. Bu parça muhtemelen zor yıpranacak ve kir göstermeyecek bir malzemeden olacaktır:
 

Yine seccadenin fıtratındandır ki namazımızı huşu içinde kılmamıza yardımcı olmalıdır. Bunun için baş kısmında kendinden bir setresi olsa fena olmaz. Bir de bize kıblemizi hatırlatacak şekilde, namazı Kabe’de kılıyormuş gibi hissetmemize yardımcı olacak bir şeyler olsa gözlerimizin baktığı yerde…
 
Diyelim ki elimizde bu resim var. Bu resmi direkt de koyabiliriz. Ama işte burada güzellikle ilgili diğer kurallar ve sınırsız yorumlar, çeşitlilik işin içine giriyor. Buraya bu resmi zaten yerleştireceğiz. Onun bir işlevi var. Ama nasıl yerleştireceğimizi estetik kurallar belirliyor. Asla alelade bir şekilde koymuyoruz. Çünkü “Allah Cemildir, cemali sever.”. Ayrıca Müslüman ihsan sahibidir ve yaptığı her işi düzgün yapar.
   
Diğer bir seçenek şu olabilir:
 

 

"Allah'ın divanına tam huşu ve taatle durun" (Bakara 238) ayetini hatırlamak için şöyle de olabilir:
 
Veya Allah’ı hatırlamasına yardımcı oluyorsa şu nebula resmi:

 

Veya biri çıkıp ben ayaklarını omuz genişliği kadar açmasını, secdeye alnıyla beraber burnunu koymasını hatırlatacağım derse, buna da hiç itiraz edemeyiz:
 
Veya ben daha az yer kaplayan bir seccade yapacağım, seccadenin üst köşeleri lüzumsuz alan işgal ediyor derse:
      

Veya namaz kılarken seccadenin köşeleri hep kıvrılıyor. Ben kenarları çok sağlam bir seccade yapacağım, öyle ki kenarlarında deriden, sert bir malzeme olacak. Ortasına da Allah’ı hatırlatsın diye Arapça h harfi koyacağım derse:
 

SANAT NEDİR?

herhangi bir filmden tanıdık bir sahne....
bir sanat sergisinde,
ellerinde bir bardak içeçek,
bir resmin önünde toplanmış,
dakikalarca ona bakan insanlar...

sanat sanki edep sınırlarını aşmaktır.
sanat sanki bir avuç insanın abuk-sabuk işleridir.
sanat sanki hep lüks yerlerde sanat sanki hep saçı-başı dağılmış kimselerce yapılır.
sanatseverlik sanki renkler ve şekiller üzerine tuhaf konuşmalardır.
sanatseverlik sanki astronomik rakamlara tablo satın almaktır.

oysa sanat ruhun algısıdır . nasıl ki göz görüntüleri görür, kulak sesleri işitir, dil tatları alır, ruh da sanatı algılar. sanat içimizde bir hal oluşturur. bu hal ruhun algılamış, bilmiş, anlamış olmasındandır. ama onu söze dökemez dilimiz.

bir müzik dinleriz mesela... sanki telleri içimizdedir ve biri onu içimizde çalar... gecenin derinleşen rengine bakarız, sanki küçük bir havai fişek içimizde patlar ve açılır. bir söz duyarız, ta benliğimize değer. bence hepsi sanattır.
sanat bazen de her şeydedir. bakanın ruhunun ne kadar keskin olduğuna göre değişir.

hem ruh her gördüğüne bakmaz. cenneti bilmekle, güzellik dışındaki şeylere gözlerini kapatmak ister. onları algılar ve onların ağırlığından titrer.
farklı bir şeyler yapmak değil, ruhu çağırmak ve onu mest etmek sanattır yani…
belki de herkesin hala yunan heykellerine bakmaktan kendini alamaması, onların bir güzelliği çok güzel hatırlatıyor, resmediyor olmasındandır. o ahseni takvim olan bir görünüşü yansıtır.
son derece kişiseldir sanat böylece.

           
Ve son derece de evrensel:
su bir sanat eseridir.
yeşillik bir sanat eseridir.
gökyüzü bir sanat eseridir.
bunlara bakmak sevap
 
     



Doğada renklidir ve belli bazı renk uyumları vardır. (Saçlarına) kına yakmış bir adam gelmiştir. Hz. Peygamber (sav): "Bu ne güzel!" buyurup takdir etti. (Az sonra) kına ve ketem ile boyanmış biri geldi. "Bu evvelkinden de güzel!" buyurdu. Sonra (saçlarını) sarıya boyamış biri daha gelmişti ki: "Bu öbürlerinden de güzel!" buyurdu.
Ebu Davud, Tereccül 19, (4211); İbnu Mace, Libas 34, (3627)
•    Doğada çeşitlilik, canlılık vardır.
Sizin için yeryüzünde çeşitli renk ve biçimlerle yarattığı şeyleri de sizin hizmetinize verdi. Öğüt alan bir toplum için bunda ibretler vardır.
Nahl 13
•    Doğanın her parçası çevresine uyumludur. Çölün ortasında çöl bitkisi, yağmur ormanlarında ona uygun başka bitkiler biter.
•    Doğada bir düzen, bir ahenk vardır.
O her şeyi yaratmış ve yarattığı O şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.
Furkan 2
O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân'ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun?
Mülk 3
 “Ey Ashabım!Sizler mü’min kardeşlerinizin yanına varacaksınız;binaenaleyh binek hayvanlarınıza dikkat ediniz,kıyafet ve elbisenizi düzeltiniz ki,insanlar arasında parmakla gösterilecek gibi olunuz;çünkü Allahu Teala çirkinliği ve çirkin söz söylemeğe özenen kimseleri sevmez.”buyurdu.
801    İbni Hanzale (ra)    Ebu Davud
Resulullah (sav) bir adam gördü, saçları darmadağınıktı. "Bu adam saçlarını düzeltip tertibe sokacak bir şeyi bulamadı mı?" diye memnuniyetsizlik izhar etti. Derken, o sırada bir diğer adam gördü, bunun da üstü başı kirliydi. Bunun hakkında da: "Şu adam elbisesini yıkayacak bir şey bulamıyor mu?" diye söylendi.
Ebu Davud, Libas 17, (4062)
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Saflarınızı düzgün kılın, zira safların düzeltilmesi namazın kemalin(i sağlayan şartlar)dandır."
Buhari, Ezan 132, 72, 74, 76; Müslim, Salat 124, (433, 434); Ebu Davud, Salat 94, (667-671); Nesai, İmamet 27, 28, 30, (2, 91)
İç açıcıdır:
Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik.
Kaf 7
Ahenkli…

Bir gün Resulullah (sav) bir hutbe irad etti. Hutbesinde, ashabından, ölmüş, yetersiz bir kefene sanlıp, geceleyin defnedilmiş bir zatı zikretti. Sonra kişinin, mecbur kalmadıkça geceleyin gömülmesini yasakladı, ta ki üzerine namaz kılınsın. Ve dedi ki: "Biriniz kardeşini kefenledi mi, kefenini güzel yapsın!"
Müslim, Cenaiz 49, (943); Ebu Davud, Cenaiz 34, (3148); Nesai, Cenaiz 37, (4, 33)
Haruriyye (denen Hariciler) çıktığı zaman Hz. Ali (ra)'nin yanına geldim. Bana: "Şu adamlara bir uğra!" dedi. Ben de mevcut Yemen hullelerinin en güzelini giydim." Ebu Zümeyl der ki: "İbnu Abbas yakışıklı ve gür sesli biriydi." İbnu Abbas der ki: "Harurilerin yanına vardım. Bana: "Hoş geldin ey İbnu Abbas! Bu takımın da ne?" dediler. Ben: "Beni ayıplıyor musunuz? Ben Resulullah (sav) üzerinde mümkün olan en güzel elbiseyi gördüm!" dedim.
Ebu Davud, Libas 8, (4037)
Cennetin güzelliği
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennet ehlinin bir çarşısı vardır. Her cuma oraya gelirler. Derken kuzey rüzgarı eser, elbiselerini ve yüzlerini okşar. Bunun tesiriyle hüsün ve cemalleri artar. Böylece ailelerine, daha da güzelleşmiş olarak dönerler. Hanımları: "Vallahi, bizden ayrıldıktan sonra sizin cemal ve güzelliğiniz artmış!" derler. Erkekler de: "Sizler de, Allah'a kasem olsun, bizden sonra çok daha güzelleşmişsiniz!" derler."
Müslim, Cennet 13, (2833)


 --Koku: Bir eşyanın kokusunda rahatsız edici bir şey olmamalı.
Resulullah (sav)'a siyah bir bürde (hırka) yaptım, bunu giydi, içinde terlediği zaman ondan yün kokusu hissetti. Bunun üzerine o hırkayı çıkarıp attı. Aleyhissalatu vesselam güzel kokudan hoşlanırdı.
Ebu Davud, Libas 22, (4074)
Iraklılardan bir grup kimse İbnu Abbas (ra)'a gelerek: "Cuma günü gusletmek vacib midir ne dersin?" diye sordu. İbnu Abbas şu açıklamayı yaptı: [Farz değil], ancak temizliğe çok uygundur ve gusleden için pek hayırlıdır. Yıkanmayan üzerine de vacib değildir. Ben size guslün nasıl başladığını anlatayım: "İnsanlar meşakkatli işler yapıyorlar ve yünlü elbiseler giyiyorlardı. Çalışmaları çoğunlukla sırtlarında yük taşımak şeklinde oluyordu. Mescidleri dardı ve tavan alçaktı, yani ariş (denen üzeri hurma dallarıyla örtülmüş çardak) şeklindeydi. Sıcak bir günde Resulullah aleyhissalatu vesselam (minbere) çıktı. Cemaat yün elbiselerin içinde terlemisti. (Terleri sebebiyle) onlardan çıkan kokular ortalığı sardı ve herkesi rahatsız etti. Koku Resulullah (sav)'a da uzanınca "Ey insanlar, bugün yıkanın. Ayrıca herkes, bulabildiği en güzel kokuyu sürünsün!" buyurdular." İbnu Abbas açıklamasına devam etti: "Bilahare Cenab-ı Hakk'ın lütfu yetişti (bolluk arttı), herkes yünlüden başka elbiseler giydiler, çalışmaları hafifledi, mescidleri genişletildi. Birbirlerini rahatsız eden terlerin bir kısmı ortadan kalktı."
Ebu Davud, Taharet 130, (353)
--Ses:
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennette siyah gözlülerin (hurilerin) toplanma yerleri vardır. Orada, benzerini mahlukatın hiç işitmediği güzel bir sesle şarkı okurlar ve şöyle söylerler: "Bizler ebedileriz, hiç ölmeyiz! Bizler nimetlere mazharız, fakr bilmeyiz! Rabbimizdan razıyız, mükedder olmayız! Kendisinin olduğumuz beylerimize ne mutlu!"
Tirmizi, Cennet 24, (2567)
Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Kur'an-ı Kerim'i sesinizle güzelleştirin."
Ebu Davud, Salat 355, (1468); Nesai, Salat 83, (2, 179, 180); İbnu Mace, İkamet 176, (1342)
--Doku