Hepimiz Zenginiz
Eşyalarımızla Gerçek Zenginliği Kazanabiliriz
Yazara ulaşmak için
kalem@hepimizzenginiz.com
Ubuntu Condensed
Ubuntu
Georgia
Arial
A-
A+
A

Bismillahirrahmanirrahim

www.hepimizzenginiz.com © 2012 Her hakkı saklıdır.
Site içeriği kısmen de olsa izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz..
web tasarım ve programlama deSen

Şimdi: Neler Oluyor

Eşyalar ile yaşam şekilleri arasında iki yönlü bir etkileşim var:


1.    YAŞAM ŞEKİLLERİ EŞYALARI OLUŞTURUYOR: Bu görünür ve kolay anlaşılır bir etkileme… Av ile karnını doyuran insan, taşları yontup kendine mızrak yapmış; yani kendi yaşam şekline uygun eşyayı oluşturmuş. Benzer şekilde ayakkabıyla girilen evlerde yer pis olduğundan, oturmak için yüksek yerlere ihtiyaç duyulmuş ve bu gün kullandığımız koltuklar tasarlanmış. Yemekleri genelde sulu olan bir ülkede, çok çeşitli derin kaplar, kaşıklar icat edilmiş, yemekleri kuru olan bir ülkede insanlar elleriyle yemeğe alışmışlar. Kısacası, yaşam şekilleri yeni yeni ihtiyaçlar doğurdukça, onları karşılayacak eşyalar da beraberinde gelmiş, ta ki endüstri devrimi olana kadar...

     dipping

2.    EŞYALAR YAŞAM ŞEKİLLERİNİ ETKİLER: Bu diğerine göre daha yavaş, daha fark edilmesi zor bir etkilenme. Uzun vadede,

  • Kendine uygun eşyaları daha çok üreten, daha çok geliştiren ve yaygınlaştıran yaşam şekli güçleniyor.

Örneğin; Japonya’dan Arabistan’a kadar, yüzyıllardır yerde oturmaya alışmış koskoca bir kıta, neden koltukların, sandalyelerin üzerine çıktı? Çünkü yeni teknolojilerle geliştirilip iyileştirilen, çok büyük rakamlarda seri üretilen, dünyanın her yerinde piyasaya sürülen onlar oldu. Bu eşyaların daha çok eve girmesi sayesinde “yüksekte oturma” kültürü güçlendi, yaygınlaştı.

  • Kendine uygun eşyalar üretemeyen, eşyalarını geliştiremeyen yaşam şekli yok oluyor.

Örneğin; Çok sayıda insanın, birlikte, rahatlık ve kolaylık içinde kullanmasına uygun eşyalar oluşturulmadığı için, paylaşım kültürü fazla yaşama şansına sahip değil.

  • Bir başkasının eşyalarını kullanan yaşam şekli, ona dönüşebiliyor. Bir başka deyişle eşyalar, kullanıcılarını, kendilerini doğuran hayat tarzına doğru sürüklüyor.

Örneğin; Çok sayıda misafiri bir arada ağırlamayı seven, yemeğini kalabalık misafirleriyle birlikte yemeye alışkın bir kişi, yeni evine markette bulduğu herhangi bir masayı aldığında, bir seferinde sofraya oturtabileceği kişi sayısı 8’e düşüyor. Dolayısıyla misafir sayısını buna göre ayarlamaya, böylece yaşam tarzında ciddi bir değişiklik yapmaya mecbur oluyor.

Yani eşyalar yaşam şekilleri açısından belirleyici bir öneme sahipler. Yaşam şeklinin önemini ise anlatmaya bile gerek yok: Kim gibi yaşarsak, onun gibi, ondan ve onunla oluruz. İster tek bir birey, ister bir millet bazında düşünelim, yaşam şekli dediğimiz şey aslında kimliğimizdir.

DİYELİM Kİ; ÖĞLE VE İKİNDİ NAMAZLARINI OKULDA / İŞYERİNDE KILMAMIZ GEREKİYOR. ABDESTİMİZİ İSE TUVALETTE ALMAK ZORUNDAYIZ. İLK ZAMANLARDA KENDİMİZİ ZORLAYARAK LAVABODA AYAKLARIMIZI YIKIYOR, ARDINDAN DAKİKALARCA UĞRAŞIP HEM AYAKLARIMIZI HEM DE ISLANAN YERLERİ KURULUYORDUK. BİR GÜN BİR YERE YETİŞMEMİZ GEREKTİ VE ACELE İÇERİSİNDE BU ZORLUK GÖZÜMÜZDE İYİCE BÜYÜDÜ. BİZ O GÜN ABDEST ALMADIK. ARADAN VAKİT GEÇTİKÇE VE BİZ NAMAZ GEÇİRMENİN VİCDANI RAHATSIZLIĞINA DAHA ÇOK ALIŞTIKÇA, BUNU YAPTIĞIMIZ ZAMANLARIN SAYISI ARTTI. BİR ZAMAN SONRA BİR DE BAKTIK Kİ BİZ ABDESTİ VE DOLAYISIYLA ÖĞLE VE İKİNDİ NAMAZLARINI VAKTİNDE KILMAYI HEPTEN UNUTMUŞUZ…

Burada suçlu lavabolar değil. Çünkü onları gün içerisindeki temizliğin sadece el ve yüz yıkanarak yapıldığı bir yaşam kültürü oluşturmuş. O yaşam kültürü için de gayet iyi işliyor, gayet güzel bir şekilde vazifelerini yerine getiriyorlar. Suçun bizde olduğu açık… Ama suçumuz aslında zorluklara katlanamamak değil. Biz gerçekte kendi yaşam biçimimize uygun eşyaları geliştirmemiş ve edinmemiş olmaktan suçluyuz. Eşyanın yaşam şeklini etkilediği, değiştirdiği ve hatta dönüştürdüğü gerçeğini fark etmemiz gerekirdi.
 


 

Bu suçun sonuçları gerçekten çok ciddi... Abdest alacak düzgün, temiz, rahat bir düzenek bulamayınca, abdest almanın zorlaşması ve ardından bizim abdest almaya üşenmemiz ve abdesti yavaş yavaş hayatımızın dışına itmemiz doğrudan bir sonuç. Göle atılan taşın su sıçratması gibi... Ama bir de bu taşın oluşturduğu, halka halka genişleyen dalgalar var. Suçumuzun sonuçları da, böyle bambaşka alanlara yayılıyor işte:

DİYELİM Kİ; DIŞARIDA ABDEST ALMAMIZ GEREKTİ. ABDESTİMİZİ ALDIK AMA KURULANACAK BİR ŞEY BULAMADIK. ÇORABIMIZI MECBUREN ISLAK AYAĞIMIZIN ÜZERİNE GİYDİK. AYAKKABIMIZIN ARKASINA BASTIK VE HIZLICA CAMİYE YÜRÜDÜK. NAMAZA DURDUK, SECDEYE EĞİLDİK AMA HALI O KADAR KÖTÜ KOKUYOR Kİ! İÇİMİZDEN “BEN DE ISLAK AYAĞIMLA BASTIM ÇARESİZ AMA, DEMEK Kİ BÖYLE OLA OLA KOKMUŞ HALILAR. KEŞKE YANIMDA KAĞIT MENDİL OLSAYDI” DEDİK… SONRA İÇİMİZE “YERLER DE ÇOK PİSTİ, PAÇAMDAKİ ISLAKLIK ACABA ORDAN MI OLDU, NECASET Mİ?” DİYE BİR VESVESE DÜŞTÜ. 

Uygun abdest alma düzeneğinin olmaması, sadece abdest almamız zorlaşmadı; abdestimizin sıhhati ve ardından namazdaki huşumuz da etkilendi. Üstüne üstlük, dinimizin nezafet, temizlik, başkalarını rahatsız etmeme ilkelerini de bir manada çiğnemiş olduk. Ayrıca, bunu yapmaya devam edersek, ayağımızın cilt sağlığının bozulacak olması da bir sorun.
 
Burada bitiyor mu? Sadece davranışlarımız, günlük yaşantımız mı etkileniyor? Algılamalarımız, tanımlamalarımız, bakış açılarımız da değişiyor olabilir mi? Yani atılan taşın dalgasından bizim bindiğimiz geminin rotası değişebilir mi yavaş yavaş?

DİYELİM Kİ; TEK BİR MİSAFİR ODAMIZ VARDI. AİLECE MİSAFİR KABUL EDERKEN, SALONA ERKEKLERİ, OTURMA ODASINA HANIMLARI ALIYORDUK. AMA OTURMA ODAMIZ GENELDE DAĞINIK VE MİSAFİR KABUL ETMEYE PEK DE UYGUN DEĞİL DİYE, MECBUREN SALONDA HEP BİRLİKTE OTURMAYA BAŞLADIK. ÖNCELERİ TEDİRGİN VE HUZURSUZ OLUYORDUK. AMA SONRA ALIŞTIK. GÜZEL SOHBETLER ETMEYE BAŞLADIK KADINLI-ERKEKLİ. “ZATEN HERKES TESETTÜRLÜ, DIŞARDA DA BÖYLE GEZMİYOR MUYUZ” DİYE DÜŞÜNDÜK, HATTA BUNU ARAMIZDA KONUŞUP TARTIŞMA KONUSU ETTİK. ARADAN YETERLİ ZAMAN GEÇTİĞİNDE, ARTIK BİZİM GÖZÜMÜZDE HAREMLİK-SELAMLIK YAPANLAR BİRAZ TUTUCU, BİRAZ AŞIRIYDI.

Elma ağacında armut yetiştiremeyiz. Bir balığın suyun dışında yaşamasını bekleyemeyiz. Ayağımızı sıkan ayakkabıdan biran önce kurtulmazsak daha fazla yürüyemeyiz! Öyleyse, bize düşen, kendi yaşam biçimimizin, kendi kültür ve medeniyetimizin ürünlerini oluşturmak ve kullanmak…