Hepimiz Zenginiz
Eşyalarımızla Gerçek Zenginliği Kazanabiliriz
Yazara ulaşmak için
kalem@hepimizzenginiz.com
Ubuntu Condensed
Ubuntu
Georgia
Arial
A-
A+
A

Bismillahirrahmanirrahim

www.hepimizzenginiz.com © 2012 Her hakkı saklıdır.
Site içeriği kısmen de olsa izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz..
web tasarım ve programlama deSen

Faydalandırmak / İyilik Yapmak

Sadece adını söylemek bile hoşumuza gider; İyilik dünyadaki en güzel şeydir. Sevinç olup hem iyiliği yapanın, hem iyilik yapılanın, hem de buna şahit olanın kalbine yerleşir. Gülümsetir ve bu haliyle sanki bir cennet esintisidir…
Bir kişi bir müslüman kardeşinin kalbine sevinç koyarsa

İyilik yapmanın dinimizdeki genel adı sadakadır. Sadaka “lügat olarak sıdk (doğruluk) kökünden gelir. “SadakAllahulAzim” deriz Kuran okuduktan sonra. Nedir manası: Azim olan Allah (elbette) doğru söyledi!..

Peki iyiliğin genel adı neden sadakadır? Çünkü o da doğruluktur! Allah'a karşı kulluğumuzda doğruluk ve sadâkat. http://hadis.resulullah.org/index.php?s=oku&id=2425”. Sadaka, inanmış bir kalbin içenliğini tescil ve sevgisini ilan etmesidir. İyi kul olmak, iyi olmakla, iyilik yapmakla tescillenir. Allah’a sevgimizin bir tezahürüdür yarattıklarına sevgi gösterip iyiliklerine çalışmak. Sadaka hayatımızın, her günümüzün içindedir veya değilse, olmalıdır; Zira o, sadece arada bir ve sadece canımız isterse yapılacak bir şey değildir.
“İçinde güneş doğan her gün, insanların her bir mafsalı (eklem) için kendilerine bir sadaka gerekir. Meselâ; iki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır. Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek, hayvana bindirmen veya eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır. Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her adım sadakadır. Gelip geçene sıkıntı veren şeyleri yoldan kaldırman bir sadakadır.” (Buhârî, Sulh, 11)

Elimizdeki bozuk paraları zayıf, utangaç bir ele bırakıvermek sadakanın en çok bilinen yoludur. Ama tek yolu değildir. Sadaka çok çeşitli şekillerde olabilir:
•    İki kişi arasında adalet yapmak Buhari, Cihad 72, 128, Sulh 33; Müslim, Müsafirin 84, (720), Zekat 56, (1009)
•    Kişiye hayvanını yüklerken yardım etmek Buhari, Cihad 72, 128, Sulh 33; Müslim, Müsafirin 84, (720), Zekat 56, (1009)
•    Güzel söz Buhari, Cihad 72, 128, Sulh 33; Müslim, Müsafirin 84, (720), Zekat 56, (1009)
•    Yoldan rahatsız edici bir şeyi kaldırmak Buhari, Cihad 72, 128, Sulh 33; Müslim, Müsafirin 84, (720), Zekat 56, (1009)
•    Sıkışmış bir ihtiyaç sahibine yardım etmek Buhari, Zekat 30, Edeb 33; Müslim, Zekat 55, (1008
•    İyiliği emredip kötülükten sakındırmak Buhari, Zekat 30, Edeb 33; Müslim, Zekat 55, (1008
•    Kendini kötülük yapmaktan alıkoymak Buhari, Zekat 30, Edeb 33; Müslim, Zekat 55, (1008
•    Üç günden sonra misafir ağırlamak Ebu Davud, Et'ime 5, (3749
•    Müslüman kardeşine gülümsemek Tirmizi, Birr 36, (1967
•    Yolunu kaybetmiş kimseye yol göstermek Tirmizi, Birr 36, (1967
•    Gözü sakat insan için görmek Tirmizi, Birr 36, (1967
•    Kovandan Müslüman kardeşinin kovasına su boşaltmak Tirmizi, Birr 36, (1967 vb.
Yani . “Her iyilik sadakadır”. Buhari, Edeb 33; Müslim, Zekat 52, (1005); Ebu Davud, Edeb 68, (4947); Tirmizi, Birr 45, (1971).
İster ailemize, akrabalarımıza, komşularımıza, ister bütün bir şehir halkına veya tüm insanlığa; hatta ve hatta diğer yaratılmışlara, mesela bir köpeğe yapılsın…
Bir adam yolda yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine “Bu köpek de benim gibi susamış” deyip tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti.
—Ey Allah’ın Rasulu! Yani bize hayvanlara yaptığımız iyilikler için de ücret mi var? dediler. Aleyhisselatü vesselam:
“Evet! Her ciğer sahibi için bir ücret, karşılık vardır. ” buyurdu.
Ebû Davud
Eşyalarımız da, emeğimiz ve paramız gibi sadaka yapmamıza vesile olur. Bunu:
1.    hediyeleşerek,
2.    kendi eşyalarımızı paylaşarak, yani onlardan başkalarının da faydalanmasını sağlayarak, veya  
3.    hususi olarak fayda sağlamak, birilerini sevindirmek, ihtiyaçlarını gidermek üzere eşyalar yapıp/yaptırıp hizmetlerine sunarak başarabiliriz.

Hediye

Üç güzel:
Hediye vermek güzeldir, ama bahanesiz-sebepsiz olursa daha güzeldir. Doğum günümüzde gelen bir mücevhere kibarca teşekkür ederiz, beklenmedik bir anda “bu senin için” diye uzatılan bir kuru yaprağı ise alıp kalbimize koyarız.
Müsafaha edin ki, kalblerdeki kin gitsin, hediyeleşin ki birbirinize sevgi doğsun ve aradaki düşmanlık bitsin.
Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 16, (2, 908)

Hediye alırken iyi bir şeyler almaya çalışmak güzeldir, ama bir ihtiyacı giderecek, gerekli bir şeyler almak daha güzeldir. Güzel bir su bardağı seti, güzel bir vazodan daha çok sevindirebilir mesela bazı yeni evli çiftleri.

Yepyeni ve paketli bir hediye güzeldir, ama kullandığın ve sevdiğin ve karşındakinin de beğendiğini bildiğin şey hediye olarak çok daha güzeldir. Çünkü sünnettir, Peygamberimiz (sav) de böyle yapmıştır.

Üç istisna:
Hediyeyi hediye etmek sünnettir, ama beğenmediğini hediye etmek olmaz.

Hediye geri çevrilmez, ama rüşvet niyetineyse olmaz.

Hediye verene borçlu olunmaz, ama hediyesine karşılık vermemek de olmaz.
Resulullah (sa), hediyeyi kabul eder, ona karşılıkta bulunurdu.
Buhari, Hibe 11; Ebu Davud, Büyu 87, (3536); Tirmizi, Birr 34, (1954)


Manalı ve makbul hediyeyi unuttuk mu acaba? Artık “hediyelik eşya” diye bir kategori var. Üzücü, çünkü böyle bir kategori olması demek, “normalde kimse kendi için böyle bir şey almaz, yani aslında pek gerekli, para vermeye değer değildir” demek değil mi? Sadece “hediyelik” olarak işe yarıyor.  

Zaten hediye kadar özel bir şeyi sıradanlaştırmamalı… belli günlere hapsetmemeli… mecburiyet gibi görmemeli… Sığ romantizmlere boğmamalı… En güzel hediyenin, en çok kullanılan ve en çok işe yarayan olduğu anlaşılmalı, çünkü o şunu der: “seni tanıyorum, sana dikkat ediyorum, neye ihtiyacın olduğunu anlamaya zaman ayırdım. Sana özel, senin şartlarına ve gereksinimlerine uygun bir şey seçtim.”…  

Sözün özü, almaktan hoşlanmayacağımız hediyeyi başkasına vermemek gerek değil mi?

Eşyalarımızı Paylaşmak

Kullandığımız bir şeyi çıkarıp hediye etmek gibi, eşyalarımızı paylaşmak da yabancı ve ütopik gelebilir bize. Ama aslında pek çok eşyamız başkalarıyla paylaşmaya müsaittir. Bu zamanda da olur mu! Demeyin… Komşuluğun en güzel yanlarından biri “misafir takımlarını ödünç alabilir miyim” diye birisinin kapısına gidebilmektir.

ÇAMAŞIR MAKİNEMİZİ HER GÜN KULLANIYOR MUYUZ?
KALABALIK MİSAFİR GELDİĞİNDE YEMEK PİŞİRDİĞİMİZ BÜYÜK TENCEREMİZ SENEDE KAÇ KERE DOLAPTAN ÇIKIYOR?
AYNI ANDA KÜTÜPHANEMİZDEKİ KİTAPLARDAN KAÇINI OKUYABİLİRİZ?
Üstelik hiç biri kullanmakla bozulmaz. Hijyen sorunu oluşturmaz. Özel de değillerdir, yani sırlarımızı ifşa etmez, mahremimizi ortaya dökmezler. Yine de paylaşmaktan sakınırız, acaba nedendir?

Zordur bir kere paylaşmak. İnsanlar hor kullanır, hatta bazen kaybederler eşyalarımızı. Ödünç verdiğimizde, verdiğimiz gibi geri alamayacağımızdan korkarız. Biraz emanete riayet az mıdır zamanımızda, “aşure tabağım hala geri gelmedi” der bir komşumuz diğer komşumuza kızarak.

Bir de eşyaya bağımlılığımız önümüze set çekebilir, şöyle ki: sanki bir anda ona ihtiyacımız olacak ve o olmayınca çok sıkıntıya düşeceğiz gibi gelir bize.

olsun! zaten her güzel şey zordur. Zoru başarmak için sahip olduklarımıza bir de bu gözle bakabiliriz. Sonra işyerimizdeki sebili kapı önüne koyabilir, yağmur yağdığında tentemizi sığınacaklar için açabiliriz. Bunlar da bizim sadakamız olur.


Sadaka Eşyaları: SADAKA-İ CARİYE
“Bir Müslüman bir ağaç diker de, onun meyvesinden bir insan yahut bir hayvan yerse, muhakkak o ağaç sahibi için sadakadır.”

Bir ağaç dikmiş biri bilmem ne zaman  
Faydalanmış daim ondan her sahib-i can

DİKEN BİR KİŞİ, FAYDALANAN HER CAN SAHİBİ…
DİKİMİ BİR GÜN, FAYDALANMASI DÜNYA ÜZERİNDE DURDUKÇA…
DİKİLEN BİR AĞAÇ, FAYDASI GÖLGESİNDE, MEYVESİNDE, KÖKLERİNİN TOPRAĞI TUTMASINDA, YAPRAKLARININ OKSİJEN SALMASINDA…

Bir kişi, bir vakit, bir ağaç dikiyor, ama ondan herkes, her zaman ve her şekilde faydalanıyor. Bu ne bereketli alışveriş ki bire, sonsuz veriyor! Bu ağaç gibi, sadaka olan eşyalar da bire sonsuz veren bir berekete sahip olabilirler mi? evet, neden olmasın? Bunun için ecdadımız çeşmeler yapmış bol bol… Ağaçların üzerine kuş yemlikleri koymuş. Aşevleri kurmuş, camiler, medreseler bina etmiş. Sadaka taşları yerleştirmiş bazı yerlere. Bunların hepsi çok faydalı şeylermiş. Ancak aradan yüzyıllar geçtiğinde, dikilen ağaçlar ulu çınarlara dönüştüğünde, fakat çeşmeler eskisi kadar kullanılmaz olduğunda, torunları eşya ile iyilik yapmaya yeni yorumlar getirmeliler artık, yani yeniden düşünmenin zamanı…

“İnanan kişinin hayatta iken öğrenip neşrettiği ilim, geride bıraktığı salih bir evlat, miras bıraktığı bir Mushaf (Kur’an-ı Kerim), inşa ettiği bir mescit, yolcular için yaptırdığı bina (misafirhane), yaptırdığı bir çeşme hayatta ve sağlıklı iken verdiği her şey sadakadır.

Neden mi? Çünkü bir müjde var: amel defterini açık tutuyor ve insan öldükten sonra bile sevaplarını artırmaya devam ediyor bir şey (Müslim, Vasiyyet 14, (1631); Ebu Davud, Vesaya 10, (2880); Tirmizi, Ahkam 36, (1376); Nesai, Vesaya 8, (6, 251))… Adı sadaka-i cariye... fayda sağlamaya, sevindirmeye devam eden sadakalar, yani iyilikler demek. Hangi iyilik zamanın aşındırıcı rüzgarına daha iyi dayanır? Eşya ile yapılan iyilik elbette. Çünkü bir yaşlıyı karşıdan karşıya bir kere geçirebilirsin, bir açı bir kere doyurabilirsin, sokakta karşılaştığın müslüman kardeşine o an gülebilirsin ve bunlar orada biter. Öte yandan eşya durduğu sürece iyiliği devam eder.

Dikkat ederseniz, insanlar artık eşya ile sadaka-i cariye yapmıyorlar pek. Bunun belki en belirgin sebebi, eskiden sadaka-i cariye olarak insanların yaptığı şeylerin, günümüzde halkın sorumluluğundan çıkarılıp devletin, özellikle de belediyelerin sorumluluğuna girmiş olması. umumen faydalanılacak parklar, bahçeler, yollar, okullar, camiler artık belediyeler tarafından yapılıyor. Hal böyle olunca, insanlar ellerini eteklerini çekiyorlar bu alandan. Oysa Cami yaptırmak kadar, camilerin abdesthanelerine çöp kovaları koymak da sadaka-i cariye… Okul yaptırmak kadar, okullara bilgisayar hediye etmek de sadaka-i cariye… Çeşme yaptırmak kadar, çeşmelerin (veya artık su sebillerinin) yanına temiz olduğundan emin olunan, hijyenik bardaklar yerleştirmek de sadaka-i cariye…

Bu kadarla kalmamalı elbette… Acaba sadaka-i cariye hangi yeni yollardan hayatımıza girebilir? Bunun için evvela toplumsal ihtiyaçlarımızı bulmalıyız. Çünkü ihtiyaç yoksa faydalanma da olmaz. Şimdi önümüzde yepyeni ve depderin bir oda açıldı işte: Toplumsal ihtiyaçlarımız

"Ey Allah'ın Resulü" dedim, "annem vefat etti, (onun adına) yapacağım sadakanın hangisi efdaldir?" "Su" buyurdular. Bu cevap üzerine Sa'd bir kuyu kazdı ve: "Bu kuyu Sa'd'in annesi için" dedi. Ebu Davud, Zekat 42, (1679, 1680, 1681); Nesai, Vesayl 9, (6, 254, 255)
Su, Arabistan için en büyük ihtiyaçtır. Su sağlayacak olan bir düzenek de o zaman en efdal sadaka olmuştur. Bugün, burada neler ihtiyaçtır diye soralım ve zorunlu işlevlerden başlamak, sevaplı işlevlerle devam etmek ve en nihayetinde tüm meşru işlevleri kapsayacak şekilde genişlemek üzere toplumsal ihtiyaçlarımıza şöyle bir göz atalım:
1.    Zorunlu işlevler:
a.    Sağlıklı bir şekilde hayatta kalma: Dezenfektan dispanserleri, aç olanlar için numaralarını girip otomatik olarak yiyecek alacakları dispanserler…
b.    Farz veya vacip olan ibadetlerini yerine getirme:
i.    Örtünme:
ii.    Temizlik: Umumi tuvaletlere duş, abdest alma düzenekleri, elbise yıkayıp temizlemeye yarayan aletler (ki namaz kılmak isteyen üstü kirlenmiş de olsa kılabilsin).
2.    Sevaplı işlevler
a.    İbadetleri daha güzel yapmamızı sağlama
i.    Namaz: camilere konulmuş ve birden fazla kişinin kullanımı için özel olarak tasarlanmış namaz kıyafetleri, saat kuleleri gibi, camilerde de çok uzaklardan kıbleyi göstermeye yarayan minare işaretleri  
ii.    Cihat
iii.    Abdest
b.    Faydalandırma

BUNU İŞLEVLERİ YAZARAK DEVAM ETTİR!
Mahallede ortak kullanımlı eşyalar,
Kedi ve köpek barınakları,
sokak çocukları, özürlüler, yaşlılar, yoksullar için özel eşyalar
Yağmurda sığınacak yer güzel olabilirdi. Kış aylarında veya yılın büyük bölümünü yağmurla geçiren ülkelerde, yolların kenarların da açılan şemsiyelikler yağmur dinene kadar misafir ederdi bizi. Sonra şehirlerarası yolda yolcuların ihtiyaçları için kişinin kendi mülkünde hayra sunacağı her şey… Arazisinin bir kısmına yapacağı bir mescit veya bir gölgelik… Kantarlar gibi yollara konulabilecek tansiyon ve şeker ölçme aletleri; yaşlılara, hastalara veya alamayanlara ortak fayda sağlayabilir. Çok sıcaklarda şehrin ihtiyaç duyulan yerlerine soğutucular tasarlaması, saat, termometre, su sebilleri konması. Umuma açık internet, yurt dışında uygulaması yapılan toplumun ortak kullanımına verilen bisikletler, toplu taşıma araçlarımızda yapılabilecek yenilikler, cam vb. şeyler için yapılmış atık kutularını daha kullanılır hale getirmek ve onları geliştirmek, park ve bahçe gibi düzenlenmiş yerleri aynı zamanda ilim yerleri haline getirmek… Eksik aydınlatması olan bir yeri aydınlatmak,

Faydalandırmak illa ki doğrudan da olmayabilir. “Allah güzeldir ve güzeli sever” (Tirmizi, edeb 41) hadisinden anladığımız üzere Allah'ın bu özelliğinin tecellisidir güzellik. Allah güzeli sever, O'nun ruhunu taşıyan kulları da güzeli severler. Yoldaki tükürüğün üstünü kapatan bir ecdadımız vardı. Biz de herkesin birden olan yerleri temiz tutmaya, güzelleştirmeye gayret edemez miyiz? Hatta biz görmesek bile, başkaları görüyor diye, balkonlarımızı güzelleştiremez miyiz? Siz söyleyin, çiçeklerle süslenmiş, pırıl pırıl, illa lüks, çok para harcanmış olması gerekmez, hakkıyla yapılmış, tam yapılmış, tertemiz evlerle dolu bir sokaktan geçmek mi yoksa tam aksi bir görüntüyle dolu bir sokaktan geçmek mi sizi mutlu eder? Biz evimizin dışını, herkes için düzeltirsek, bir zaman sonra bunun yayıldığını, yaşadığımız yerin temiz ve latif bir mahalleye dönüştüğünü görebiliriz.

MEŞRU İŞLEVLER

“…Ey Muhammed! Sana, hangi şeyi nafaka vereceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyacınızdan artanı verin.”
Bakara 219

Dinimizin ihtiyaca bakışını, neleri ihtiyaç olarak gördüğünü öğrenmek, eşya edinmekle ilgili sınırlarımızı çizmede son derece önemlidir. İsraf, lüks, züht gibi pek çok önemli kavramın manaları, “ihtiyaç nedir?” sorusunda düğümlenir.
Bu soruya farklı cevaplar verilerek en uç kararlar bile haklı çıkarılabilir. Örnek olarak aşağıda gördüğünüz koltuğu verelim. Bu koltuk Marc Newson tarafından tasarlanmış. Tahmin edin kaç lira? 2.4 milyon, yani 2.400.000 amerikan doları.

Bunun bir ihtiyaç olduğunu söyleyen çıkabilir mi? Eğer sağlıklı ve objektif bir ihtiyaç tanımı oluşmamışsa, belki de çıkar ve şöyle der: “Ben dünyanın en ünlü işadamlarından biriysem, işlerimi sağlıklı yürütebilmem için prestijimi daima korumalıyım. Benim yaşadığım dünyada bazı eşyalar insana prestij kazandırıyor. Antikalar gibi, az bulunan mücevherler gibi, özel tasarım ürünler de bu eşyalar arasında. Bunu almam benim için bir ihtiyaç.” 

Burada insan kendi gözünde, sosyo-ekonomik koşullardan doğan bir ihtiyacını dile getirmektedir.

Bir başka kişi aşağıdaki ayakkabıyı almanın kendisi için bir ihtiyaç olduğunu iddia edebilir: “Bu ayakkabıyı almadığım zaman, arkadaş edinemem, kızlar benimle ilgilenmez, çevremi ve sevecek birini bulma ihtimalimi korumak için, toplumda kabul görmek ve sevilmek için bu ayakkabı bana lazım, gerekli, ihtiyaç!” diyerek. Bu genç de kendince sevmek, sevilmek, kabul görmek gibi bazı içsel ihtiyaçlarından doğan bir durumu anlatmaktadır.  
 
Son olarak bu ikisini alıp bir evsize göstersek, “Böyle ihtiyaç olur mu? İhtiyaç, karnını doyuracak ve üzerinde uyunacak şeylerdir” cevabını alırız herhalde. 

İşte, net ve objektif bir tanımın yokluğunda, her şey potansiyel olarak “ihtiyaç” olarak etiketlenmeye müsaittir.
Bu çok önemli bir şey… İhtiyacın ne olduğunu bilmezsek, biz meşru edinim sınırımızı, israfı veya zühdü nasıl tanımlayacağız? Bunun sıkıntısını aslında bugün yaşıyoruz. Bir kısım insanlar “lüks jiplere binen başörtülü hanımlardan” İslam adına rahatsız oluyor. Bir kısım da “O jipler lüks değil ihtiyaç. Hem sağlamlığı, hem trafikte sağladığı kolaylık, hem de benim konumumun gerekleri dolayısıyla. Bundan rahatsız olanlar Müslümanlara güzel şeyleri yakıştıramadıklarından veya zengin düşmanlığından böyle yapıyorlar” diyor. Bir tanım geliştirmek, dolaylı bir fayda olarak kendimiz kadar diğerlerini de doğru değerlendirmemizi sağlayabilir. Böylece yanlış yapanlarımız kendini düzeltir, ekonomik sınıflarımız farklı farklı da olsa birbirimize kardeş olduğumuzu daha iyi anlarız.    

İhtiyacın, iktisat ilmindeki en net tanımı “yokluğunda onu edinmek için tüm servetimizi verebileceğimiz şeydir” (ilrdss.sws.uiuc.edu/glossary/glossary_allresults.asp). İlk başında bu tanım bize ölmemek için ihtiyaç duyacağımız şeyleri anlatıyor gibi gelebilir: oksijen, su ve yemek… Ama biraz geniş ve gerçekçi düşünürsek, yine sonsuz bir ihtiyaçlar denizine ulaşırız. Zira özgür olmak veya birçoğumuz için üstün olmak, sevilmek, yokluğunda tüm servetimizi uğrunda harcayacağımız şeyler. Biz türk filmlerinde veya akşam haberlerinde, bir mücevher veya bir güzel araba için kendilerini feda eden genç kızları görmemiş değiliz. Açlıktan değil, bir spor ayakkabı veya güneş gözlüğü alabilmek için hırsızlık yapan veya cep telefonu için adam öldüren insanlar var dünyada. Özellikle de ahiret inancı içimize işlememişse, şimdi hemen derhal isteriz, ne beğenirsek isteriz, ne beğendirilirse isteriz! Bir cep telefonu için kredi kartımıza 4 taksit yaptırır, sonraki aylar taksitleri ödeyemez ve bunalırız. Sorarlar, gelirin belli değil mi, havadan mı inecekti bunun taksitleri… Cevap vermek ne mümkün, biz de kendimizi anlayamayız.
 
Peki ihtiyaç nedir o zaman? Burada ölçülebilir, objektif bir tanım sunmaya çalışacağız.

Biz kendimiz düşünelim. Diyelim ki dünyada yalnızız. Bizden başka hiç kimse yok. Önce neye ihtiyaç duyarız? Suya. Sonra yiyecek bir şeylere. Sonra korunmaya, gece olunca tedirgin olmadan uyuyabileceğimiz, gündüz de herhangi bir tehlike anında sığınabileceğimiz bir yere ve kendimizi savunma araçlarına. Bunlar olmasa hayatımız tehlikede olur mu? Olur… Bunlar varsa, başka hiçbir şey olmadan hayatta kalabilir miyiz? Kalabiliriz... Yemek-su ve sığınak insanın en temel ihtiyaçlarıdır. Bu en temel ihtiyaçlarımızı Allah-u Teala bize zaten sunmuştur. Yani insan, insan-yapısı olmadan da hayatta kalmak üzere, doğal bir ortamda kendi kendine yeterli bir varlıktır.

Bu en temel ihtiyaçlar zamanla yeni küçük ihtiyaçlar doğurmuştur. Mesela su birikintilerinden su içen ademoğlu, sürekli onların yanında duramayacağından ve zaten onlar da sürekli olmadığından, suyu yanında taşımaya veya en azından depolamaya meyleder. İşte bir su kabına ihtiyacımız oldu. Yiyecek aramak yerine yiyeceğini kendi yetiştirmeyi düşünür. İşte ekip biçme araçlarına ihtiyacımız oldu. Pişirme araçlarına ihtiyacımız oldu. Pişirme araçları olunca temizleme araçlarına ihtiyacımız oldu, yeme araçlarına ihtiyacımız oldu. Güvenli sığınağında üzerinde uyumak için daha rahat bir şey aramaya başladığında, işte bir yatağa ihtiyacımız oldu. Sonra giysiye ihtiyacımız oldu. Ayağımıza bir şey batmasın diye ayakkabıya ihtiyacımız oldu. Hastalandığında derman aradı. Böylece tedavi edici gereçlere ihtiyacımız oldu. Bunların hepsinin bedeni sağlığımızı ve iyilik halimizi korumak için olduğuna dikkat edin. Biri olmasa, sağlığımız kolayca bozulur.  Öyleyse en temel ihtiyaçlarımız hayatta kalmamızı, bunlardan doğan bazı diğer ihtiyaçlar ise sağlıklı kalmamızı sağlayan şeylerdir. Dolayısıyla üçgenin en altına sağlıklı bir şekilde hayatta kalmamız için gerekli şeyleri koyabiliriz. Bu gerekli işlevler başlığı altında da işlediğimiz gibi bir vazgeçilmezdir.

sonra, sağlıklı bir şekilde hayatta kalmasını sağlayacak eşyalara sahip olan ademoğlu maddi dünya için üretimlerini iki kanala yöneltti: Fayda sağlamak üzere, 

o    Bir işi daha kısa sürede, daha iyi veya daha az enerji harcayarak yapmasını sağlamak veya
o    Normalde yapamayacağı bir işi yapmak, örneğin büyük bir ağacı devirmek, aksayan kalbini düzeltmek, çok uzaktaki bir yakınından hemen haber almak…   
Buradaki kilit kelimenin fayda olduğuna dikkat etmek gerekir. Faydayı, “bir şeyi yaradılışındaki iyilik ve denge haline yaklaştıran şey” olarak tanımlamıştık. Dolayısıyla sırf zevk için kayaları parçalamaya yarayan bir eşya yapıldığında bu aynı kapsamda sayılmaz. Ancak bir ampul
Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.
Müminun 3

Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir.
Furkan 72

"Ümmetimin seyahati Allah yolunda cihaddır."
Bu kadar fayda oriented. Ebu Davud, Cihad 6, (2486)

•    Bedeni olmayan ihtiyaçlarını gidermek:

İnsan sadece beden değildir. Onu diğer canlılardan ruhu ayırır. O Rabbini bilen, cenneti özleyen, güzelliği algılayan bir asıl benliktir. En inkarcı insan bile bütün savruluşları, isyanları, cahillikleri ile bu benliğe sahiptir, özünde barındırır, onu arar, yokluğunun huzursuzluğunu yaşar. Dolayısıyla hepimizin fıtratında, ruhumuzdan kaynaklanan arzular, manevi ihtiyaçlar vardır: ebedi olmak, değerli olmak, üstün olmak, güzellik aramak gibi.

Hayatını sağlıklı ve yüksek verimde sürdüren ademoğlunun aklı, iş manevi ihtiyaçlara gelince biraz karıştı. Çünkü fıtratından gelen arzuların ne tip ihtiyaçlar doğuracağı onun dünyayı nasıl algıladığına göre değişiyordu. Bu noktada karşısında iki yol vardı. Ya dünyayı esas alacak, ya da dünyanın bir imtihan olduğunu fark edecek ve asıl hayatını esas alacaktı.  

Dünyayı esas alanlar, bu dünyadaki hayatımızın tek hayatımız olduğunu varsaydılar. Bir ahiret inancının yokluğunda, bu insanlar için her şey dünyadan ibaretti.

Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: "İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz."
Duhan 35

Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: "Keşke kitabım bana verilmeseydi. Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim. Keşke ölüm her şeyi bitirseydi. Malım bana hiçbir yarar sağlamadı. Saltanatım da yok olup gitti."  
Hakka 25-29

Böyle bir insanın ne tip manevi ihtiyaçları olur? Biraz bunun üzerinde düşünelim.
Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: "Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?"
Taha 120

Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedi kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı."
Araf 20

Ruh ahretteki sonsuz hayatı bilmekle, bir ebediyet fikri içerisindedir. Bu “yok olmama” fikri, ahiret inancı olmayan bir insanda, dünyada ebediyet arama çabasına dönüşür.

Bunu yapabilmesinin bir yolu, soyunun uzantıları olan evlatlarıdır. Bu ademoğlu, aslında ahiretin bir hatırlatması olan ebedi olma arzusunu çoğalarak tatmin etmeye çalışır ve tahmin edin onun hayatının merkezinde ne vardır? Elbette ki cinsellik... Burada aşırıya gitmiş, bedeni ihtiyacın ötesine geçmiş bir cinsellik duygusundan bahsediyoruz. Böyle bir insanın ilk manevi ihtiyacı öyleyse, yüksek bir cinsel çekiciliğe sahip olmaktır.

diğer bir ebedileşme yolu ise maldır.
"İçlerinde ebedi yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?"
Şuara 29

O, malının, kendisini ebedileştirdiğini sanır.
Hümeze 3

Fıtratımızdan gelen bir diğer arzu, değerli olmaktı. Tek umudu dünya olan bir insan, “kimin gözünde değerli” olmayı ister? İnsanların elbette. Öyleyse bu insanın ikinci manevi ihtiyacı insanların övgü ve takdiridir.

Üstünlük arzusu ise, dünyevi değerlerde yarışma olarak tezahür edecektir. Bunun yansıması olan manevi ihtiyaç, çevresindekilerden daha fazla maddi değere sahip olmaktır.

Cinsel çekiciliğe geri dönersek, üstünlüğü eşyada ve takdiri insanda arayan kişi, insanların hayran olacağı eşyaları edinerek bunu kazanmaya çalışmasından doğal bir şey yoktur. Güzellik arayışını da yine bu temellerde şekillendirir. Kapitalist kültürde, tüketimin cinsel mesajlarla teşvik edilmesi de bunun bir göstergesidir. Ahiret inancı olmayan insan, bedeni olmayan ihtiyaçlarını gidermek için ürettiği eşyalar, cinsellik, moda (toplumsal beğeninin göstergesi ve değer arama çabasının sonucu olarak) ve büyüklenme, egoizm merkezli olacaktır.  

Diğer insan, dünyada imtihanda olduğunu ve ahiretteki yerini hazırlamakta olduğunu bilen insan… Bu insan ebedilik arzusunu, diğer hayatı için çalışarak doyurur. Değerli olma isteği, Allah katında değerli olma isteğidir. Üstünlüğü takvada arayacaktır. İyilikte yarışacaktır. Güzellik arama çabası bile Allah’a dönüktür. Zira en güzel O’dur, güzellikler O’nu hatırlatır.
 
Bu manevi ihtiyaçlardan, ilk kısımda bahsettiklerimiz batıldır. Çünkü çıkış noktası batıldır. Bunlara dinimiz ihtiyaç değil, arzu olarak bakar. Arzu kaynaklı eşya edinimini ise discourage yapar.
İhtiyaçlar sınırlıyken, arzular sınırsızdır çünkü.
 
Öyleyse bir insanın eşya ile karşılayabileceği manevi ihtiyacı sevap kazanmak, eşyalarıyla hayatını desteklemek, O’nu hatırlamak, güzel olmak, güzelleştirmek, güzellik oluşturmak olarak tespit edebiliriz.

Safety/Security -- the need for structure, predictability, stability, and freedom from fear and anxiety.
Belongingness/Love -- the need to be accepted by others and to have strong personal ties with one's family, friends, and identity groups.
Self-esteem -- the need to be recognized by oneself and others as strong, competent, and capable. It also includes the need to know that one has some effect on her/his environment.
Personal fulfillment -- the need to reach one's potential in all areas of life.
Identity -- goes beyond a psychological "sense of self." Burton and other human needs theorists define identity as a sense of self in relation to the outside world. Identity becomes a problem when one's identity is not recognized as legitimate, or when it is considered inferior or is threatened by others with different identifications.
Cultural security -- is related to identity, the need for recognition of one's language, traditions, religion, cultural values, ideas, and concepts.
Freedom -- is the condition of having no physical, political, or civil restraints; having the capacity to exercise choice in all aspects of one's life.
Distributive justice -- is the need for the fair allocation of resources among all members of a community.
Participation -- is the need to be able to actively partake in and influence civil society.
http://www.beyondintractability.org/essay/human_needs/

Bu durumda şu sonuca ulaşırız:
The factors that secure human can be ranked in their order of importance as follows:

1. Necessities: These are things that mankind cannot dispense with, no matter what the circumstances. The most important of these are the five universal necessities that will be discussed shortly.

2. Needs: These are things that people require in order to fulfill important requirements of their lives, the absence of which leads to hardship and disorder, but which does not bring about an end to life itself. These things make themselves manifest in the specific Islamic injunctions pertaining to commerce, marriage, and other forms of transactions.

3. Niceties: These are things that beautify life and make if fuller and richer. They include concerns such as dressing neatly, the proper preparation of food, and all other good habits that shape human behavior.

Bunlara İslam Hukuku dilinde zarûriyyât, hâciyyât ve tahsîniyyât (kemâliyyât) denir.

Ahiret inancı olmayan insanın yaşam kuralları içinde bulunduğu topluma göre. Toplum değiştikçe o da değişiyor.
İnsanların psikolojik ihtiyaçları aynı… Ama bu ihtiyaçları ne ile karşıladıkları, neyi muhatap aldıkları farklılaşıyor.
Bilin ki, aranızda Allah'ın elçisi bulunmaktadır. Eğer o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkârı, fasıklığı ve (İslam'ın emirlerine) karşı çıkmayı da çirkin göstermiştir. İşte bunlar doğru yolda olanların ta kendileridir.
Hucurat 7

Şüphesiz, ahiret hayatına inanmayanların işlerini biz kendilerine güzel göstermişizdir de o yüzden bocalayıp dururlar.
Neml 4

İblis, "Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım" dedi.
Hicr 40