Hepimiz Zenginiz
Eşyalarımızla Gerçek Zenginliği Kazanabiliriz
Yazara ulaşmak için
kalem@hepimizzenginiz.com
Ubuntu Condensed
Ubuntu
Georgia
Arial
A-
A+
A

Bismillahirrahmanirrahim

www.hepimizzenginiz.com © 2012 Her hakkı saklıdır.
Site içeriği kısmen de olsa izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz..
web tasarım ve programlama deSen

Eşyanın Asıl Sahibi Allah’tır; Onu Dilediğine Emanet Olarak Verir, Dilediğinden De Alır!

 

De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin: Yer ve yerde bulunanlar kime aittir?" Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?" de.

Müminun: 84,85


Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır. 

Nisa: 126

DİYELİM Kİ; YENİ BİR İŞE BAŞLADIK. BİZE BİR MASA GÖSTERDİLER VE “BU MASA SENİN” DEDİLER... BU MASA GERÇEKTEN BİZİM Mİ? ONUN ÜZERİNDE BİZ TAM TASARRUF SAHİBİ MİYİZ? YARIN ÖBÜR GÜN BAŞKA BİR YENİ ÇALIŞAN GELSE VE BİZİM MASAMIZI ONA VERSELER SES ÇIKARABİLİR MİYİZ? BİZE HAKSIZLIK MI ETMİŞ OLURLAR? HEPSİNİN CEVABI HAYIR! BU MASANIN BİR ASIL SAHİBİ VAR, BİZ SADECE EMANET ALDIK. SAHİBİ ÖYLE İSTEDİĞİ İÇİN VE O İSTEDİĞİ SÜRECE BİZDE DURUYOR. 


Yıldızlar, gezegenler, dağlar, taşlar, ormanlar, denizler kimin? Büyük-küçük mahluklar, fotonlar, parçacıklar, dalgalar kimin? Biz kiminiz? Malikül Mülk olan Rabbimizin… Peki ya evimiz, arabamız, koltuğumuz, yüzüğümüz, tabağımız, bardağımız, ayakkabımız? En küçük zerreden koskoca evrene kadar her şeyin Allah’ın mülkü olduğunu bilir, ama söz eşyalarımıza gelince “sahibi benim!” demekten pek de çekinmeyiz. Hatta onları Allah’ın mülkü olarak düşünmek bize biraz garip gelir.

Oysa sahip demek, istediğinde alıp, istediğinde veren, istediğinde kullanan, istediğinde tüketip yok eden, o şey ile ilgili tüm dilediklerini yapabilen demektir. Öyleyse tekrar düşünebiliriz: Biz eşyalarımızın sahibi miyiz, yoksa emanet edileni miyiz? İstediğimizde alabilir miyiz? “Çalıştım, kazandım, aldım” diyebilir miyiz? Hayır, “Allah nasip etti ve verdi”. Etmese, çalışırız, kazanırız ama içimize bir cimrilik çöker, elimiz sıkılaşır, istediğimiz şeyi almaya gidecek vaktimiz olmaz, almaya giderken başımıza bir iş gelir, biz gidene kadar alacağımız şeyin stokları tükenir, daha elimize alır almaz kırılır, onu edinemeyiz. Allah nasip ettiğinde ise, hediye gelir, çekilişte çıkar, bir yerde normal fiyatının çok altına buluruz, zorla elimize tutuştururlar. Peki istediğimiz kadar kullanabilir miyiz? “Bu ben atana kadar benim” diyebilir miyiz? Hayır, “Allah istediği zaman emanetini geri alır”. Kaybolur, çalınır, kırılır, bozulur, yanar, haczedilir…

Biz bir eşyayı istediğimizde almaya veya istediğimizde kullanmaya muktedir değiliz. Öyleyse biz eşyaya malik değiliz. Mülk, Allah’ındır. O her şeyin sahibidir. Her şeyin tasarrufu O’na aittir, O dilediğini yapar. Kendi mülkünden dilediğini, inançlı-inançsız, kadın-erkek, genç-yaşlı diye ayırmadan, dilediğine emanet eder.

De ki: "Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin."

Ali İmran; 26

Bu emanetle birlikte, onu kullanmamız, ondan faydalanmamız ve onu sahiplenmemiz için bize bir takım tasarruf hakları da verir. Bu sayede biz “bu benim, şu senin, o da hepimizin” diyebiliriz. Bu sözlerin doğru açılımı şöyledir aslında: “bu bana emanet edildi, şu sana emanet edildi, o da hepimize emanet edildi”.

Eşyalarımız, üzerimize zimmetlenmiş birer demirbaş gibi, belli bir süreliğine bize verilmiştir. Sahipleniriz ama sahiplenirken ona malik olmadığımızı, bir emanetçi olarak, Allah dilediği için verildiğini ve yine Allah dilediğinde geri alınacağını biliriz.

BU ANLAYIŞIN BİR YANSIMASI:  GÖNÜLDEN RAZI OLMAK

Ey huzura kavuşmuş can! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak dön Rabbine! 

Fecr 27

Huzura kavuşmuş canların “razı olunan” sıfatıyla beraber edindikleri bir başka vasıflarını bildirir Allah bize: RAZI OLAN… Bunu anlatmak için İbrahim Tennuri “Hoştur bana senden gelen, ya gonca gül yahut diken” diyor. Allah’ı kendimizden razı etmek için son gücümüzle çırpınırken, kendimiz O’ndan gelenle hoşnut ve razı olmayı unutursak, bir şey eksik kalıyor demek ki! Bunun üzerinde önemle durmalıyız…

DİYELİM Kİ; ÇOK ZENGİN BİR HÜKÜMDAR VAR. BİZİ YANINA ÇAĞIRIP HEDİYELER VERİYOR. BİZ “BUNUN ŞURASINI BEĞENMEDİM, DAHA İYİSİNİ İSTİYORUM” DEYİP SURAT ASSAK VEYA “KOMŞUMA DAHA GÜZELİNİ VERMİŞSİNİZ” DİYE VERDİĞİ ŞEYİ KÜÇÜMSESEK VEYA BİR TEŞEKKÜR BİLE ETMEDEN ARKAMIZI DÖNÜP GİTSEK, NE OLUR? 

Sürekli şikayet eden, elindekileri kötüleyen, mutsuz insanlar vardır. Bir türlü memnun olmazlar, sürekli daha büyük bir ev isterler, daha güzel eşyalar isterler, daha fazla giysi isterler… Eşyalarından biri ellerinden alınınca kahrederler, küserler… Düşünmezler mi acaba o şikayet ettiklerini onlara veren Allah’tır; ikram eden, onlara o eşyaları nasip eden Allah’tır; Mülkün Sahibi, dilerse hiç vermemeye de hak sahibidir.

Böyle olmamalıyız demek ki. Şikayetçi değil razı olmalıyız; bize verilenlerden mutluluk duymalıyız her zaman. Bu şükürdür. Gerçekten, mutluluk şükürdür; İkram edilenlerin tadını çıkarıp onları, onlardan hoşnut olarak kullanmak şükürdür. Her birimiz tüm eşyalarımıza yeniden teker teker bakmalı ve Allah’ın birer ikramı olarak beğenip sevmeliyiz. Bu sevgi eşyanın kendisiyle ilgili değil, Allah’ın bize ikram etmiş olmasına duyduğumuz sevgidir. Rabbimize mutluluk ve rıza ile şükretmeliyiz, bu üzerimize borçtur. 

 

Öte yandan elimizden alınanlar da üzmemeli bizi. Çünkü zaten bizim değil, bize emanettirler ve alınmaları Allah’ın emrinden başka bir şey değildir.